AZİZ AKKAYA RÖPORTAJI

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

BU TAKIM, BU SENE ŞAMPİYON OLACAK

Öncelikli olarak geçtiğimiz sezona değinecek olursak, sezon içerisinde takım olarak, birçok talihsizlik yaşadık diyebiliriz. Eğer sezon içerisinde bu talihsiz sorunları yaşamasaydık ve de sezon başındaki kadroyu koruyabilseydik, play-off serilerindeki eşleşme avantajlarımızı da düşünerek, daha başarılı olabileceğimizi düşünüyor muydunuz?

A.A: Biz geçen sene takımı yaparken, şöyle bir yapıya gittik. Galatasaray ve Fenerbahçe uzun oyuncuları ile etkili olan ekiplerdi. Bizde bu takımları nasıl yenebiliriz diye düşündüğümüzde, kısa oyuncularımızla onlara karşı üstünlük kurabileceğimizi gördük. Nitekim oluşturmuş olduğumuz bu kimyada başarılı oldu. Biliyorsunuz ilk yarının son haftası öncesi, Christmas arası verilmişti. Ve Galatasaray’la bir maçımız vardı, onu oynayarak devreyi lider kapatıyorduk. Bu demektir ki, devreyi lider kapatan takım, normal sezonu da lider kapatır ve şampiyon olur. Bu iki kere iki dört. Bunu kimse yadırgayamaz. Ama bir sürü şanssızlıklar oldu. İsrail olayları oldu, İsrailli oyuncumuz Shay Doron, kendisine bu durumu sebep yaptı, paraların da geç ödendiğini düşünerek. Kaldı ki, şuan da geçtiğimiz sezondan alacağı olan, herhangi bir oyuncumuz bulunmamakta. Sonuçta oyuncu bunu sebep yaptı, tabi birde Eurolig’den elendikten sonra, biliyorsunuz kendisi Eurolig de All-Star oldu. Laura Harper ve Shay Doron. Eurolig’den elendikten sonra, bu oyuncular her şeyi kendilerine sorun yaptılar ve kendilerini tutmak, açıkçası zor oldu. Geçtiğimiz sezona baktığımızda, tam takım iken, kendimden antrenör olarak, takımdan takım olarak çok memnundum. Ama tam takım olmadıktan sonra, özelliklede pivotumuzu kaybettikten sonra, tüm maçları kaybettik. Zaten basketbolda bel kemiği pivot mevkii. Tek uzun Laura Harper ile oynuyorduk, onu da kaybettiğimiz zaman, maalesef istediğimiz başarıya ulaşamadık. Dediğim gibi tam takım olsaydık, biz kesinlikle şampiyon olacaktık. Yüzde doksan dokuz demiyorum, yüzde yüz şampiyon olacaktık. Baktığınız zaman, Fenerbahçe’yi iki kez çok rahat yenmişiz, fakat onlar şampiyon oldu. Ligde iki mağlubiyetleri var, ikisini de bize karşı almışlar. Ve sonuçta da 1-0 önde başlayacağımız bir seri olacaktı.

Özellikle de, Hakemlerin Caferağa salonunda oynanan maçlardaki tutumlarını düşünürsek. Uzun yıllar sonra, Caferağa’da çok rahat bir galibiyet almıştık.

A.A: Biz Fenerbahçe’yi Caferağa’da hep yeniyoruz. Ama saha içinde her şeyi yeneceksin. Bütün olumsuzlukların üstesinden gelecek şekilde, kendini hazırlayacaksın. Mutlaka deplasmanda 5 tane ev sahibi lehine çalınacak düdüğü hesaplaman lazım, taraftarın baskısını en az 5 sayı katman lazım. Nerden baksanız 15 sayılık bir diferans yapmanız lazım ki, rakibinizi yenesiniz. Yani 15 sayının altında bir diferans yaptığınız zaman mağlup olabilirsiniz. Ama geçen sezona baktığımızda, sezonun sonu açısından kötü bir sezon oldu. Sezon içersindeki talihsizlikler olmasa ve tam takım olabilseydik, daha iyisini yapabilirdik.

Bu sezona gelecek olursak, öncelikle yerli çekirdek kadromuzu koruduğumuzu görüyoruz. Bunların yanına da, eski oyuncularımız, Esra Erden ve Nazlı Gülerin katıldığı görülüyor. Bunların ışığında, takım yapısının biraz daha oturmuş olduğunu düşünüyor musunuz? Ve ayrıca bu sezon ki hedeflerimiz neler olabilir?

A.A: Biz nasıl 2005 yılında şampiyon olduysak, bu takım da şampiyon olacak. Bakın olabilir demiyorum, olacak diyorum. Yeter ki tam takım olarak kalabilelim. Kemikleşmiş oyuncularımızın yanına, Fransa ümit milli takımında oynayan Meleği aldık. O da Türk statüsünde oynayacak. Ayrıca bizim 90 doğumlu oyuncumuz, Gonca Karataş’dan da bu sezon için çok ümitliyiz. Ona da çok yatırım yaptık, bu sezon karşılığını alacağımızı umuyorum. Ayrıca Türkiye’nin en uzun genç oyuncuların hepsi bizde. Biz bu sene çok iyi bir kadro kurduk. Yabancılarımızda çok iyi ve şampiyon olacağımızı düşünüyorum.

Bu yıl ki kurulan kadronun, geçtiğimi yıl ki kadrolara oranla, rotasyon açısından daha alternatifli olduğunu görüyoruz. Bu yıl daha farklı bir sistemle oynayacağımızı düşünebilir miyiz?

A.A: Bence önemli olan, oyuncuların sağlamlarını bulmak. Bu sene dediğiniz gibi rotasyonumuzda 6 tane kısa oyuncumuz var. 3 yabancı kısa, 3 tane de yerli kısa oyuncumuz. Kısa rotasyonumuzu bu şekilde geçeceğiz, bu bölgede de sıkıntımız olmayacak. O yüzden diyorum şampiyon olacağız diye, kadromuz cidden geniş ve kaliteli isimlerden oluşmakta.

Bu sezon için, hangi yabancı oyuncuları, taraftarlarımız izleme fırsatı bulacaklar?

A.A: Nykesha Sales, bizim Erkek takımımızda daha önce oynayan Brooks Sales’in kardeşi. Baktığımız zamanda, Amerikan bayan basketbol tarihinin en iyi, 10 oyuncusundan bir tanesi. Tabi bu sezon oynamadı, kaliteli oyuncuyu, imkânlarımız dâhilinde buraya getirmek için, biraz daha yaşlandık sonra almaya çalışıyoruz. Ama 33 yaş da çok fazla değil. Dubravka Dacic, daha önce Parma takımında oynuyordu. Geçtiğimiz yıl Ross Casers’de oynadı, orda pek fazla süre almadı. İtalyan pasaportlu, Sloven 2.00 metre civarında, pivot oynuyor. Shavonte Zellous’u ben kendim Amerika’ya giderek, izleyip beğenip aldım. WNBA’de Detroit Sharks’da oynuyor. Sandra Mandıra Popoviç’in kalitesini zaten kimse tartışamaz. 4 tane iyi yabancımız var yani.

Geçtiğiniz yıllardaki demeçlerinizde, Türkiye’nin en uzun oyuncularının bizim alt yapımızda olduğunu söylemiştiniz. Fakat görüyoruz ki, bu genç oyuncuları, hala A takım seviyesinde görememekteyiz. Sizce, bu oyuncuların A takımda süre bulamamaları, oyuncuların A takıma geldikten sonra gelişme gösterememeleri mi? Yoksa şuan için hazır olmamaları mı?

A.A: Şimdi biliyorsunuz uzun oyuncular, geç kilo alıp, geç kuvvetleniyorlar. Ligimize baktığımızda da, her takımda 2 tane Amerikalı uzun oyuncunun olduğunu görüyoruz. Şimdi bu 2 tane Amerikalı oyuncunun arkasına, bu çocukları koyduğumuzda ‘‘ çocuk diyorum, benim için hala hepsi çocuklarım ’’ maç içinde 2 tane vurdukların da, geri adım atabilirler. Ama şimdi bu oyuncularım, Avrupa şampiyonası oynadılar. Bu tarz turnuvaları oynamaya devam ettikleri müddetçe, kimse arkalarında duramayacak. Bu sene yavaş yavaş süre de almaya başlayacaklar. Aldıkları süreler 10-15 dakikalara çıkacak. Seneye belki de 40 dakika oynayacaklar. O bölgeyi biz Türk oyuncularla geçeceğiz ve bu bizim için büyük avantaj olacak. Şuan için, Gonca fizik olarak çok zayıf ama kuvvetlendiğinde ben iddia ediyorum, Türkiye’den WNBA gidecek tek Türk oyuncu, Gonca olacak. Avrupa şampiyonasında bu sene çok iyi oynadı. Ayrıca diğer oyuncularımız Gamze Karataş, Melek bizde. Melek maalesef sakatlandı, milli takımda dizine darbe aldı. Ümitler şampiyonasında oynayamadı. Fark ettiyseniz 3 tane kısa oyuncuyu dışarı aldık. 1 tane uzun oyuncuyu yabancı aldık ki, Naile’ye, Gergena’ya ve genç arkadaşlarımıza daha fazla süre verebilmek için.

Sezon içerisindeki sıkıntılarımızı da düşündüğümüzde, geçtiğimiz yıl ilk kez katıldığımız Eurolig’de, kısmen başarılı olduk diyebiliriz. Bu sezon ise Fibacup’ta yer alacağız. Daha önceki yıllarda bu kupa’da çok başarılı olmuş bir kulübüz. Bu sezon bu kupadaki hedeflerimizi ve şansımızı nasıl görüyorsunuz? Özellikle de kura ve eşleşme açısından şanslı olursak, o beklenen finale çıkabileceğimizi düşünüyor musunuz?

A.A: Zaten takımımızı kurarken, hedeflerimizden biri de Fibacup oldu diyebilirim. 2 tane Avrupalı oyuncu alma nedenimizde tamamen Fibacup’ta başarılı olma isteğimizden dolayıdır. Bizim takımımız, Fibacup’ta çeyrek final, yarı final ve finale kalabilecek kapasite de bir kadro. Bizim tek talihsizliğimiz, çektiğimiz kuradaki takımların, seyahat açısından çok yorucu şehirlerde olmaları. Mesela ilk defa Türkiye’den bir takım Ermenistan’a gidecek. Gideceğiniz yeri bilmiyorsunuz, Rusya’yı hiç söylemiyorum bile, 20 saatlik bir yolculuk yaşayacağız. Rakiplerden çok, bu yolculuklar bizim için sorun oluşturuyor. Ama her şeye rağmen, gruptan çok rahatlıkla çıkacağımızı düşünüyorum. Önemli olan gruptan çıkmakta değil, bir sonraki turda rakipleri geçmek. Geçen yıl Galatasaray’ın bir şansı vardı, Fibacup’ı bölgesel yapmamışlardı. Bu sezon ise, bölgesel bir uygulamaya dönüştürüldü. Bizim takımımız Fibacup’ı çok rahat oynayabilecek bir takım. Ne olacağının sözünü veremem ama başarılı olacağımızdan eminim. Çünkü bu tarz kupalarda şans faktörü de çok önemli. Mesela grupta birinci oluyorsunuz, ama tesadüf eseri yan gruptan çok iyi bir ikinci takımla eşleşiyorsunuz. Sezon arasında yapmış olduğu transferler oluyor. Sezon içerisinde, Fibacup için daha net konuşabileceğimi düşünüyorum. Beşiktaş’ın olduğu her yerde, iddialı olacağımızdan kimse şüphe duymasın.

Ligdeki rakiplerimize baktığımızda, kadrolarında genellikle 2 tane guard bulundurduklarını görüyoruz. Aziz Akkaya’nın belki de kendi oyun sisteminden de kaynaklanan bir durumdan dolayı, genellikle tek guard ile tüm sezonu geçirmekte olduğunu görüyoruz. Sizce bu tarz bir uygulama, özelliklede play-off gibi uzun ve yorucu bir maratonda dezavantaj yaratmıyor mu?

A.A: Tabi ki de dezavantaj yaratır, yaratmaz olur mu. Ama şöyle düşünmek lazım, guardları yabancıyla mı geçeceksiniz, yoksa yerliyle mi. Veya Türk olduğunda yanına bir problem çıkartmayacak yabancıyla mı geçeceksiniz? Bu önemli. Biz maalesef milli takımda oynayan guardları şuanda alamıyoruz. Çünkü hepsinin kontratları devam etmekte. Baktığınız zaman kısa rotasyonunda alacağınız üç tane isim var. Esmeral, Birsel ve Işıl. Bunların dışında kimi alırsanız alın, size ekstra bir katkı sağlamaz. Bizde genellikle bu pozisyonu, Amerikalılarla geçtik. Bu sene aldığımız kısa yabancıların hepsi, 1, 2 ve 3 numaraları oynayabilen isimler. Ayrıca hepsi tam bir numara, tam iki numara ve tam üç numara. Çok enteresan bir rotasyonumuz var açıkçası. Ben o bölgelerde pek sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum. Yeni aldığım oyuncu Beşiktaş’ın sistemine alışacak, Beşiktaş’a alışacak, bunlar zor şeyler. Mesela geçen sene aldığımız Tuğba Taşçı tam oynayacak, çapraz bağları koptu. O sene içinde takıma gelecek. Yani geniş bir rotasyonumuz olacak. Son beş seneye doğru dönüp baktığımızda, dediğiniz gibi tek guard ama yanında mutlaka çok iyi bir 2 numara ve zaman zaman bir numarada oynayabilecek isimler vardı. Yani mutlaka guard’a yardımcı olacak isimler vardı. İki tane guard’ı yan yana koyduğunuz zaman, benim için guard’ın mutlaka skorer olması lazım. Ben şuna inanıyorum, guard yalnızca topu getirsin, topu saklasın diye düşünmüyorum. guard’ın mutlaka skorda yapması lazım. Mesela biz Nilay ile oynadık ama Nilay bize maalesef o katkıyı yapmadı. Artık set shoot hücum sistemi kalmadı. Guard’ın üç sayısı olacak, pickanroll’ü olacak. Aslında saydığımız bu üç isimden de, Esmeral benim için, bu saydığım özelliklere daha yakın biri olarak öne çıkmakta.

Tuğba Taşçı demişken, geçtiğimiz yıl sezon bitiminden sonra, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Tuğba’ya transfer teklifi yaptığını basından okuduk. Tuğba’nın da bizimle sözleşmesi devam etmekte. Rakiplerimizin her sezon, sözleşmesi devam eden oyuncularımıza, transfer teklifi yaparak, oyuncularımızın kafasını karıştırmasını etik buluyor musunuz?

A.A: Son üç sezondur, özelliklede Amerikalı oyuncularımız, Galatasaray maçları öncesi hep sorun çıkardılar. Devamlı bu maçlar öncesi oyuncuların sorun çıkarması, açıkçası çok ilginç bir durum. Geçen sezon biliyorsunuz her Galatasaray maçı öncesi, oyuncu menajeri Mehmet Ali Tınay, oyuncularımızı maçlara çıkartmadı. Yani bu çok büyük bir ayıp. Sonuçta sezon sonunda herkes parasını aldı. Ayrıca geçen sezonki ekonomik krizden dolayı, ligde çoğu takımda sorunlar oldu. Bu krizden dolayı, ligi 11 takımla oynamak zorunda kaldık. Bu tarz sorunlar olacaktır. Bu gibi durumlarda menajerlerin de, anlayışlı olması gerekli. Yok Fiba’ya gideceğiz, yok ihtarname çekeceğiz gibi şeyler yapmak, basketbolumuzun da bu durumdan negatif etkilenmesine neden olacaktır. Ayrıca Beşiktaş kulübünden bahsediyoruz. Türkiye’nin en eski kulübü, Türkiye’nin çınar ağacı. Sonuçta insanlar gelip geçici, hepimiz için bu durum geçerli. Bu kulübe sahip çıkmak lazım, Türkiye’nin bir numaralı kulübü Beşiktaş, bu kulüp öyle büyük bir kulüp ki, bir anda seni içine de alır, sonra öğütüp atar da. O yüzden insanların bu konularda daha dikkatli davranmaları gerekli.

Menajerler bir nevi kulübü karşısına alıyorlar

A.A: Beşiktaş kulübünü insanın karşısına alması, insanın intihar etmesi demek. Bizim bir sürü branşımız var. Çok kulüpte olmayan branşlarımız var. Tüm salon sporlarımız var. En önemlisi kendi salonumuz var, şuanda baktığınızda hangi takımın salonu var. Özellikle yabancılar geldikten sonra, salonu görünce şaşırıyorlar, inanamıyorlar. Bakın bizden giden bütün yabancılar, telefon açıp geri gelmek istediklerini söylüyorlar. Sezon içinde problem yaratanlar, geri gelip şuanda bizde oynamak istiyorlar. Bence kimse kulübün önüne geçemez. Beşiktaş Türkiye’nin en büyük kulübüdür. Bunu Beşiktaşlı olduğum içinde söylemiyorum.

Yabancı oyunculardan söz açılmışken, son yıllardaki yabancı transferlerinde çok başarılı olduğumuzu görüyoruz. Yabancı oyuncuları seçerken özellikle hangi kriterleri göz önüne alıyorsunuz?

A.A: Mümkün olduğu kadar, maliyeti kulübümüze uygun oyuncuları alamaya çalışıyoruz. Gerçekten bazı oyuncuların fiyatları çok şişiyor. Onun yanında tabi ki de kulübümüze ve takımımıza uygunluna bakıyoruz. Sezon başında bize 100 tane oyuncu geliyorsa, bunların 90 tanesini kâğıt üzerinde eliyoruz. Beşiktaş kulübünün durumu belli. Avrupa ve Amerika’daki bütün menajerlerde, Beşiktaş kulübünü biliyorlar ve Beşiktaş kulübüne de elindeki en iyi oyuncuları gönderiyorlar. Birde özellikle Amerika’dan gelen oyuncular şunu da biliyorlar. Beşiktaş’a gittiğimizde, kendimizin gelişiminin daha iyi olacağı ve mutlaka kendimize artılar katacağız düşüncesiyle buraya geliyorlar. Burada atıyorum 1 liraya oynuyorlarsa, önümüzdeki yılda en az 3 liraya, 4 liraya oynayacaklarını bildikleri için, bütün menajerlerde, iyi oyuncularını bize göndermeye çalışıyorlar. Tabi ki, bizde menajerlerin tercihine bakıyoruz. Bizimde menajerimiz Murat Kurtoğlu’nun çok iyi olan, oyuncu veri tabanı var. Oda, bizim takımımıza uygun isimleri bana söylüyor ve en sonunda gelen kasetleri izleyerek, bizim basketbolumuza uygun mu, mücadele gücü nasıl, bu tarz kriterlere göre seçimimizi yapıyoruz. Yabancı oyuncu bulmak kolay aslında, bu konuda bir sıkıntımız yok. Herkes birde şunu diyor, oyuncu her şeyi yapsın. E peki antrenör ne yapacak? Bizde oyuncunun gelişiminde ona direk etki ediyoruz. Öyle bir şey olmasa zaten, herkes gelsin antrenörlük yapsın.

Son yıllarda kulübümüzde oynayıp, değerini katlamadan giden bir oyuncu, sanırım yok.

A.A: Şunu demeye çalışıyorum. Amerikalı oyuncu geliyor, bazı özellikleri yok. Zaten komple bir oyuncu olsa 1 milyon Euro değeri olur, oda buraya gelmez. Ben en azından şuna bakıyorum, bir tane işi çok iyi yapsın. Dört tane işi yarım yarım yapmasındansa, bir tane işi tam yapan oyuncu benim için daha makbuldür.

Özellikle basında yer alan haberlerde, sizin için oyuncularınızla aranızın iyi olmadığı ve oyuncularınıza karşı sert bir tavırla yaklaştığınıza dair söylemler var. Sizce Aziz Akkaya oyuncuların gözünde nasıl bir koçtur?

A.A: Şimdi herkes benim sinirli olduğumu, agresif tavırlar içinde olduğumu, hatta yeri geldiği zaman deli olduğumu söylüyor. Ama şunu unutuyorlar, oyuncular madem bu kadar mutsuz, benden memnun değil, peki niye buraya gelmek için can atıyorlar? bunu sormak gerekli. Ben şunu demek istiyorum, hoca oyuncusuna saygı duymazsa, oyuncu hocasını sevmezse, ben zaten oyuncu ile diyaloga girmem bile. Ben bu tarz yaklaşımda bulunurken de, oyuncunun iyi olması için bunu yapıyorum. Ben karşımdakini bayan olarak görmüyorum, benim için hepsi sporcu. Bayan olarak gördüğüm zaman zaten hiçbir şey yapamam, benim için sahada hepsi basketbolcu. Mesela geçen yıl, Ceyhanla oynadığımız maçta, Tuğba Taşçıya inanılmaz sinirlendim ve maç boyunca ona taktığım için, belki de maçın kaybedilmesine yol açtım. Bu benim hatam ama ben orada Tuğbayı kazandım diye düşünüyorum. Niye, bir pozisyon oldu ben yardıma gitme diye kenardan söylüyorum, ama o yardıma gidiyordu. Sonra bana yardıma git diyorlar dedi. Basında da yazılan olay budur sanırım. Aynen diyalog bu şekildeydi. Oyuncumla bir sorunum yok anlayacağınız. Meğersem tribünden biri ona yardıma git diyormuş. Siz böyle bir şey olunca kendinizi düşünebiliyor musunuz? En azından oyuncunun, antrenörünün dediğini yapması lazım. Bu çocukların hepsi zaten benle birlikte milli takımda çalıştılar. Şuan baktığınızda takımımızda olan tüm oyuncular, daha önce benle çalıştılar. Yani beni bilmeseler buraya gelmezler. Bunu herkes bilsin. Benim hiçbir zaman oyuncular ile bir problemim yok. Gelip herhangi bir oyuncu benimle şöyle bir problemim var derse, bizde görevimizi kötü yapıyoruz deriz. Biz oyuncularımızla bir birimizi seviyoruz, saygı duyuyoruz ama saha içinde her şey olabilir.

Tüm oyuncularınızla beraber çalıştığınızı söylediniz. Yaz aylarında, alt yapıyla da yakından ilgilendiğinizi biliyoruz. Kulübümüzün maddi olanaklarını da düşündüğümüzde, Aziz Akkaya’nın bayan basketbol şubesinin başına CEO olarak geçip, alt yapıdan yetiştirmiş olduğu oyuncular ile A takımda yer alabileceği, bir projenin uygulanması söz konusu olabilir mi?

A.A: Alt yapıda çalışmak için, cidden gönül vermek lazım. Ben günde on tane idman yaptığımı biliyorum. İnanmayacaksınız belki ama sabah yedi’den akşam dokuza, ona kadar. Ama Türkiye’de öyle bir sistem var ki, şimdi diyorsunuz ya böyle yetiştirin diye. Ben yetiştiririm, Türkiye’de 200 üzerinde milli olan 5 tane oyuncu var, bunlardan 3 tanesini ben yetiştirdim. Ama bunlar 21 yaşından itibaren serbest, bana bağlı kalmıyorlar ki, hepsi gidiyor.

En azından şöyle bir şey olabilir diye düşünüyorum. Sizin idman tarzınıza, idman temponuza alışmış olan oyuncu, A takıma geldiğinde herhangi bir zorluk yaşamaz ve adapte süreci daha kısa olabilir diye düşünüyorum.

A.A: Onu şu şekilde yapabildik, benim ilk yardımcı antrenörüm Ahmet Yıldırım var, onun çalıştığı Doğa kolejiyle bir çalışmaya gittik ve 20 tane alt yapımızdaki çocuğu oraya verdik. Ayrıca onlara burs imkânı sağladım. Şimdi hafta içinde ben oraya giderek, onlara bir tane idman yaptırabiliyorum. Burada alt yapıda çalışabiliyorum. Dediğiniz gibi, tekrar döneceksin yapacaksın ama nasıl yapacaksın? Okullar var, çalışma imkânı maalesef eskisi gibi yok. Şuan da yaptığımız tek bir şey var, bir yere kadar oyuncuyu getirip, A takıma hazır olması için, A takım idmanlarında, oyunculara kendimiz bir şeyler katıyoruz. Sistemi bu şekilde yaptık. Tekrar geriye dönüp, dediğiniz gibi bir uygulama yapılabilir mi, buna bakmak lazım. Ama ben böyle bir işe başlamak istesem, küçük takımdan itibaren işe başlamam gerek, buda beş sene ister. Yani genç takımdan başlayarak bu işler olmaz. Çünkü genç takıma gelmiş bir oyuncu, bazı şeyleri, yanlış veya doğru öğrenmiş oluyor. Yanlışı düzeltmekte, o seviyeler için çok zor oluyor. Ben mesela bu yaz, iki, üç tane yaz idmanına katıldım. Dediğiniz gibi Türkiye’de şuanda oyuncu sıkıntısı var. Maalesef oyuncu yetişmiyor. Ama şunu yapabildim ben, ‘‘ diyorsunuz genç oyuncular süre bulmuyor ’’ Gonca Karataş’ı A takıma aldığımda, Gonca 15 yaşındaydı. Gonca bu sene daha 18 yaşında. Şimdi bu oyuncu A takım seviyesine geldi ve oynayabilecek. Mesela iki tane daha oyuncumuz vardı, Tuğba Gönen mesela. Maalesef o uyum sağlayamadı, devamlı sakatlandı. Onu mesela geçen sene oynattım, çok şans verdim ona. Hatta 6. Oyuncu olarak ilk onu oyuna sokuyordum. Ama maalesef istediğimiz düzeye gelemedi. Tabi dediğiniz gibi, onunla küçük takımdan beri çalışmadık, sorunlar oldu. Özetlersek, tekrar geri dönmek olur mu olmaz mı? Gerçekten düşünmek lazım. Ama şunu söylemek lazım, küçük takımdan itibaren yeni bir yapılanma yapmak lazım, ama maalesef, Türkiye’de şartlar o kadar zor ki, eğitim olsun, İstanbul’un trafiği olsun, çocuklara antrenman yaptırmak olsun. Aslına bakarsanız, Akatlarda’ki antrenman saatleri bile yetersiz gelmekte. Bir salon, dört tane profesyonel takım var. Kimseye yetmiyor. Sabah 8-10 arası idman yapmak zorunda kalıyorsunuz, öğlen oyuncuyu ekstra idman yapmaya çağıramıyorum. Öylede bir sıkıntı var. Şimdi yeni bir tane salonumuz yapılacağı söyleniyor, o zaman için bir sorunumuz kalmayacağını düşünüyorum. Biz geriye dönüşten ziyade antrenman yapabileceğimiz ortamı yaratmamız lazım. Sonuçta biz sabah 8 de gelip, akşama kadar burada oluyoruz. Zamanımız var ama, maalesef çalışacak salonumuz yok. Çalışacak salonu bulmak lazım.

Genç nesilden, direk katkı yapacak çokta iyi oyuncular gelmediğini söylediniz. Son yıllarda Korel Enginle başlayan, devşirme oyuncu modası söz konusu. Kulüplerin bu uygulaması, zaten oyuncu yetiştirmekte zorlanan Türk basketbolunun önünü tıkayacağını düşünüyor musunuz?

A.A: Bazen aramızda yüksek sesle konuşuyoruz, ben federasyonun yerinde olsam, bir sene boyunca küme düşmeyi kaldırırım. Niye bir sene küme düşme kaldırılsın diyeceksiniz. Küme düşme kaldırıldığı vakit, 4 tane yabancı gelmeyecek, zaten yatırım yapanlarda yatırımını yapacak ve kulüpler daha rahat hareket edecekler. Geçtiğimiz sene 88 jenerasyonu, bu sene 89 jenerasyonu, bunlardan 20’şer taneden toplam kırk tane oyuncu var. Ve bu oyuncuların hiçbiri oynamıyor. Çünkü oynayacak yerleri yok. Koskoca İstanbul’da bir tane ikinci lig takımı yok biliyor musunuz? Bölgesel lig takımı bile yok. Bu arada kalan çocuklar nerede oynayacaklar. Hadi diyelim pilot takım uygulaması yaptınız, o masrafa katlanabilecek misiniz oda var, ama oyuncu yetiştirmek istiyorsanız bu uygulamayı da yapmak zorundasınız. Bence Türkiye’de şöyle bir şey var, oyuncu yetiştiren kulüpler, oyuncuyu satın alan kulüpler. Şuan bu ikili sistem var. Biz eskiden oyuncu yetiştiren kulüptük. Mesela tam şampiyon olacağız, oyuncuları yetiştirmişiz, o zamanda Fenerbahçe parayı verdi, Esrayı, Sariye’yi, para karşılığı transfer etti. Şimdi ise, biz ikisini de yapmaya çalışıyoruz. Bu bir geçiş dönemi. Şimdi herkes şunu söylüyor, 20 senedir buradayız, bir tane şampiyonluğumuz var. Peki, 20 sene içerisinde biz kaç defa yatırım yapmışız. Toplam dört sene biz yatırım yaptık. Başkan Yıldırım Demirören’den sonra yatırım yapmaya başladık. Biz genç oyuncular ile oynadık,  oyuncuları da bu şekilde yetiştirdik. Mesela Galatasaray yabancısız oynadı küme düştü, biz yabancısız oynadık play-off’a kaldık, tek yabancıyla Türkiye kupası finali oynadık. Biz daha dört senedir, bu düzeylerde mücadele ediyoruz. Bu dört sene içerisinde geriye dönüp baktığımız zaman, bir tane Caferağa’da elimizden alınan şampiyonluk, Abdi İpekçide oynadığımız cumhurbaşkanlığı kupası maçında, Fenerbahçe dört yabancıyla sahada yer aldı, normalde hükmen galip sayılmamız gerekirken, itiraz ettik gece kuralı değiştirdiler. Kayseri’de Türkiye kupası oynuyoruz, 10 sayı öndeyiz, bir dakika var devrenin bitmesine, masa mola verdi. Reklam molası diye. Böyle bir uygulama daha önce hiç olmamıştı. Sonra karar verdiler 5 dk’da bir Televizyon molası vermeye başladılar. Ayrıca düşündüğümüzde kulübünde bir suçu yok, kulüp yatırımını yapıyor. Taraftarında bir suçu yok. Biz Caferağa’da play-off finali ilk maçına çıkıyoruz, maçı kazanıp geliyoruz, Akatlarda 3 kişi var. Nasıl olacak bu, yabancı oyuncu diyor ki, seyirci gelmiyor, olmuyor ki işte bu. Biz mesela Caferağa’da daha iyi oynuyoruz. Niye salon dolu. Oyuncular kendine geliyor, bizim için, rakip salonun dolu olmasında hiçbir sıkıntı olmuyor. Mesela insanlar geliyor buraya, 10 kişi, 20 kişi yetmez ki koca salona. Salonda seyirci ile sporcu çok yakın, bir tane hadi kızım demesi, oyuncuya ekstra bir motivasyon yapıyor.  

Hazır Caferağa’dan söz açılmışken, Fenerbahçe’nin maçlarını oynadığı Caferağa salonunda bir takım sorunlar yaşanmakta. İşte 24 saniye cihazının çalışmaması, maç saatinin geç işletilmesi veya arızalanması gibi. Rakip takımlar tam ritim kazanmışken, özelliklede bunların olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Ayrıca yıllardan beri bu sorunlar oluyorken, federasyonun bizim salonumuzda olan ufacık bir aksilikten dolayı, bir sürü sorun yaratması, ama Ceferağa’da olanlara karşı kayıtsız kalması, sizce basketbolda bir çifte standarda neden olmuyor mu?

A.A: Şimdi federasyon karar almış, tek taraflı tribünü olan salonlarda maç oynanmaz diye. Ama orda biliyorsunuz, Alpella bile maç oynadı. Birinci lig takımı, tek tribünlü yerde maç oynadı. Hadi onu geçtim, Ceyhan salonu, iki tarafı duvar olan bir yer. Özellikle hiçbir Amerikalı oyuncuyu orada oynatamıyoruz. Oyuncu bana koç sakatlanabilirim, hayatımı mı bitireceğim diyor. Belki de imkânlar bunu gerektiriyor. Federasyonda, o takım olmazsa, bu takım olmazsa, ligde mücadele edecek takım bulamayacağız diye, bu tarz bir uygulama yapıyordur. Burada art niyet aramıyorum. Tabi ki de Türkiye’nin şartları da bunlar. Bence devlet’in bir şekilde bu konularda, takımlara yardımcı olması gerekli. Devlet’in bu işi yapıyorsak, iyisini yapalım demesi lazım. Yazık yani, çok yatırım yapıyoruz, ligimizde çok fazla WNBA oyuncusu var ama dediğim gibi, Caferağa kötü salon, Ceyhan kötü salon, bakıyorsunuz diğer kulüplerde doğru düzgün salon yok. Nasıl olacak bu. İşte bakıyorsunuz, Kayseri’de çok güzel bir salon yapılmış. Orada oynayabiliyorsunuz. Samsun’a bakıyorsunuz salonu güzel, mersine bakıyorsunuz salonu var seyircisi güzel. Artık Fenerbahçe’nin salon yapacağını söylüyorlar, senelerdir o kadar yatırım yapıyor, dünyanın parasını harcıyor. Ama biz herkese örnek olduk diyebilirim, öncelikle salonumuzu yaptık, Türk basketboluna güzel bir salon sağladık. Ama gelip bizim salonumuza bile kusur buluyorlar, oraya gittiğinizde kusur bulmuyorlar. Bunları yapanlarda maalesef gözlemciler.

Türkiye’de Bayan Basketbolu’nun, Erkek Basketbolunun gerisinde kalması ve seyirci açısından da pek takip edilememesi, Aziz Akkaya’nın Motivasyonu’nda negatif bir etki yapıyor mu?

A.A: Yapmaz mı, tabi ki de yapıyor. Bakıyorsunuz salonda üç tane seyirci var, basında yer almıyor. Herhalde bayan basketbolunda yapmış olduğumuz başarıyı, biz erkek basketbolunda yapmış olsaydık, şimdi yer yerinden oynuyordu. Baktığınız zaman bizim yaptığımız iş az buz iş değil. Oyuncu desen oyuncu yetiştiriyoruz, derece desen derece yapıyoruz. Ama baktığınız zaman seyirci gelmiyor. Bunun önüne bir şekilde geçmek lazım. Baktığınız zaman bayan basketbolu Avrupa’da çok önemli. Bizim, Avrupa’da Türk bayan basketbolumuz çok önde. Maalesef bunun karşılığını Türkiye’de alamıyoruz. Ben mesela Avrupa’ya gittiğim zaman keyif alıyorum. Niye, çünkü seyirci var ve kendime doğru bir iş yaptığımı hatırlatıyor. Yaptığım yatırım doğru diyorum, çünkü burada da bir seyirci var, Türkiye’de yok ama orda var. Yıllık olarak kombineler satılıyor. İnsanların, gidip oradaki seyircileri görmesini tavsiye ederim. Nasıl bir ortam olduğunu görmelerini isterim. Tabi ki de, bizde pek pazarlayamıyoruz, bizimde biraz daha çalışmalar yapmamız lazım seyirci konusunda. Ambiyansı daha fazla arttırmamız lazım. Bunun için çalışmamız lazım, bizde de bu konuda da hata var. Kendimizde de hata görüyorum açıkçası.

Seyircinin başarılı olunan dönemlerde de tamamen salonu her maç doldurmadığını görüyoruz. Özellikle erkek takımımızın çok başarılı olduğu dönemlerde bile bunu gördük. Bayan maçlarındaki durumda keza aynı şekilde. Peki seyircinin, başarılı olunsa bile salona gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun ana nedenleri nelerdir?

A.A: Bizim seyirci, sezon başında şampiyon olup olmayacağımızı hissediyor diye düşünüyorum. Bizim taraftarımız çok enteresan ve değerli bir taraftar. Mesela kazanacağı maça inanıyor, geliyor ve kazanıyor. Ama baktığınızda oda yanlış. Birazda şunu düşünmeleri lazım, kazanacağa maça gelip Kazanıyorsa, diğer maçlara gelip onları da kazandırmalı diye düşünüyorum. Çünkü herkes herkesi yenebilir. Basketbol çok enteresan bir spor, Futbol gibi 1 tane atıp üstüne yatamıyorsunuz. Seyircilerimiz şunu düşünmesi lazım, tamam bizim takımımız maçları kazanıyor ama biz gidersek kesinlikle kazanır, diye düşünmeleri gerekli. Mesela Galatasaray Erkek maçı oluyor salon full, Fenerbahçe maçı oluyor salon full. Geçen sene, Fenerbahçe ile oynanan Erkek maçında rakibi denize döktük, nasıl kazandık tabi ki de seyirci sayesinde. Oyuncu seyirciyi görünce, motive oluyor. Seyircinin şu mantığı değiştirmesi lazım, biz maça gidersek maçı kazanır, gitmezsek kaybeder diye kendini şartlaması lazım diye düşünüyorum. Hani diyorlar ya, Aziz Akkaya çok bağırıyor, belki de o seyirci olmadığı için göze batıyordur. Çünkü ben dolu salonda da aynıyım, boş salonda da. Belki boş olduğu için daha da çok göze batıyor olabilir.

Hocam şuanda çok keyifli bir röportaj gerçekleştiriyoruz, saha içinde ki Aziz Akkaya ile buradaki çok farklı. (Gülüşmeler)

A.A: Saha içerisi tabi ki çok farklı. Kimse saha içerisiyle, saha dışını karıştırmasın. Orası çok farklı bir ortam.

Beşiktaş’ın, dört yıldır bayan takımımıza da destek veren ana sponsoru mevcut. Özellikle bayan basketbolunda, diğer ülkelerin takımlarının ana sponsorunun yanında, birden fazla co-sponsorun olduğunu görüyoruz. Özellikle saha içerisinde çok farklı sponsorları görüyoruz. Bayan basketbolunun da maddi olanaklarını düşündüğümüzde, ek sponsorların bulunması yönünde, kulübünde bir çalışması mevcut mudur?

A.A: Bu salonu yalnızca biz kullanamıyoruz. Diğer branşlarımızda bu salonu kullanıyor. Normalde, Avrupa’daki bayan takımları, sadece kendilerine ait olan salonlarda maçlarını oynamaktalar. Macaristan’ın Pecz takımında saydım 200 tane sponsor var. 200 tane sponsor 5’er bin dolar verse, 1 milyon dolar yapar. Bu tarz ufak ufak sponsorları mutlaka almamız lazım. Ama biz bu departmanımızı geliştiremedik. Ayrıca sponsorlarda pek bu işe yanaşmıyorlar. Çünkü Televizyonda maçları veremiyoruz. Maçları Televizyonda yayınlatabilmemiz gerekli. Medyada da daha fazla yer aldığımız zaman, sponsor kendiliğinden gelecektir. Mesela Galatasaray Fibacup’ta şampiyon oldu, kaç tane sponsoru var? Fenerbahçe Bayan takımına baktığımızda, amatör branşlarının içinde tek sponsor almayan şubeleri. Bizde ise sadece Basketbol şubesinde sponsorlar var, yani bizde tam tersi. İtalya’da bir Voleybol maçı seyrettim, sırtlarında neredeyse yer yoktu. Bir sürü sponsorları vardı. Ama dediğiniz gibi sponsorluğu aşmamız lazım. Biz belki de bir sefer yapalım, bütün parayı alalım diye düşünüyoruz. Halbuki dediğiniz gibi, 20 tane sponsor alsanız, 10’ar bin dolardan 200.000 dolar yapar, bu şekilde de 2 tane Amerikalı oyuncunun parasını, çok rahat bir şekilde çıkarmış olursunuz. Veya bir oyuncunun ücretini, bir firma üstlenir, bizde o firmanın reklamını alırız. Bu salonun biraz daha organizasyonu yaptığımız zaman bunlarda olacaktır diye düşünüyorum.

Peki, hocam son olarak Beşiktaş taraftarına neler söylemek istersiniz, onlardan bu sezon için beklentileriniz nelerdir?

A.A: Biz kendimizde taraftarız, kendimizde Futbol maçında gidip taraftarlık yapıyoruz. Kazanınca seviniyoruz, kaybedince çok üzülüyoruz, sinirleniyoruz, tepkide bulunuyoruz. Ama kaybettiğimiz zaman bile tepkide bulunmak, taraftarımızın buraya gelmesini sağlar diye düşünüyorum. Gelsinler, kaybettiğimiz zaman tepkide bulunsunlar, bizde deriz ki, bakın bu kadar taraftar geliyor kaybetmeyelim, onları üzmememiz lazım. Onları dert sahibi yapmayalım, gelen taraftarları mutlu edelim. Bende oyuncuları bu yönde motive edeyim. Taraftar buraya üzülmeye gelmiyor, mutlu olmak için geliyor diye. Gelsinler bizi desteklesinler bizde onları mutlu edeceğiz. Ama dediğim gibi kazanacağımız maçta değil, gelmediklerinde kaybedebileceğimiz maçları da düşünüp, hareket etsinler ve bizi desteklesinler.

Hocam bu değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz. Sezon içerisinde de sizlere başarılar diliyoruz.

A.A: Ben çok teşekkür ediyorum.

www.bjkbasket.org özel röportajıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.