BAYAN BASKETBOL TARİHİ

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

BAYAN BASKETBOL TARİHİ

1966 Yılının sonbaharıydı. Sezonun basketbol maçları erkekler kategorisinde çoktan başlamış, buna karşın bayanlar arası maçlara bir türlü start verilmemişti…Müsabakalara iştirak edecek takım sayısı yeterli olmadığı için, ilgililer harıl harıl dördüncü bir ekip bulmanın arayışı içindeydiler. Telaşlı bir biçimde…Resmi bir ligin hayata geçirilebilmesi için, statü gereği iştirakçi takım sayısının en az dört olması mecburiyeti vardı. Fenerbahçe, İstanbul üniversitesi ve Bakırköy spor ile sınırlı kalan iştirakçilere eşlik edecek dördüncü bir ekip arayışı içinde olan ilgililer, o tarihte ‘’ Beşiktaş voleybol şubesi kaptanı’’ olan VALA SOMALIYA çözüm için başvurmuşlardır. Yetkililer ısrarla… ‘’aman ne olur, voleybol kız takımımız var. Onlardan takviye alarak bir kız basketbol takımı kurarsanız, bu sayede İstanbul bayanlar Ligi’ni oynatma imkânı bulacağız’’ diyorlardı.Erkekler, genç erkekler ve bayanlar kategorisinde faaliyet gösteren BEŞİKTAŞ voleybol Şubesi’nin yoğun mesaisi içinde zaten bunalan Vala Somalı, üstüne böyle bir mesuliyet almak istememişti. Sonuçta diğer rakip yöneticilerin ısrarlı baskılarına dayanamayan Vala Somalı, daha fazla dayanamayıp isteklerine evet demişti.Bayan Basketbolu’nun işlerlik kazanması ve canlanması fikrinin yanı sıra, tarihte ilk defa SİYAH-BEYAZ renkleri temsil edecek bir bayanlar Takımı’nın salonlarda boy gösterecek olması, bu projeyi gerçekleştirmemizin şart olduğuna Vala Somalı da karar vermişti. Projeye öncelikle basketbolda oynayabilen voleybolcu bayanları tespit etmekle başlanılmış. Bu arada basketbol(A) takımı oyuncularından FEHMİ SADIKOĞLU ile diyalog kurarak oluşturacağımız kız takımının, antrenörlüğü teklif edilmiş. Bu teklifi Fehmi sadık oğlu tereddüdüz kabul etmiştir. Ve bu kadarla da kalma yayıp oyuncu bulunmasında da büyük yardım etmiştir. Yaz aylarında ada’da basketbola hazırladığı 12 tane genç kızı ailelerinden izin alarak, Beşiktaş’a getirmeyi taahhüt etmiş ve bunu da gerçekleştirmişti. Voleybolcu Meral Kalfaoğlu ve Semra ile takviyeli çoğu 14-16 yaş düzeyindeki adalı genç kızlardan meydana Beşiktaş bayan basketbol takımı, Velilerinin müsaadeleri doğrultusunda nihayet kurulmuştu… Bölge tertip komitesi ‘ne müracat edilip, lisanslar çıkartılmış ve tüm formaliteler tamamlanmıştı… 

Bayanlar basketbol ligi maalesef çirkinliklerle başlamıştı. Kadıköy halkevi Salonu’nda Fenerbahçe ile oynanan ilk maçta bile, iri yarı ve tecrübeli rakip bayanların Beşiktaşlı genç kızlara reva gördükleri sertliklere, sakatlayıcı hareketlere hakemlerin müsamaha göstermeleri, saçından sürüklenen, tokatlanan Beşiktaşlı genç kızlar yerine bu illegal hareketleri yapan rakibeleri lehinde düdük çalmaları, bizler için kabul edilecek gibi değildi. Bayan basketbol Ligi’nin yaşaması ve işlerliği adına Beşiktaş jimnastik kulübü olarak yaptığımız fedakârlığın farkında bile değillerdi. O dönemlerde yeni yeni palazlanmaya başlayan ve bazı torpilli takımların bazı hakemler tarafından kollanmalarından rahatsızlık duyan, neticede haklı olarak sesini yükselten Beşiktaş Erkek Basketbol Takımı’na cephe alan bu müessese, öfkelerinin acısını bu gencecik kız takımından çıkarmak temayülündeydiler… Toplu olarak Beşiktaş maçlarını boykot etmeleri,  haklı olarak bizi böyle düşünmeye sevk ediyorlardı.

Nitekim daha ilk sezonumuzda oynadığımız tüm maçlarda bu tutumlarını sürdürmekten geri kalmadılar. Sezonu tek Bakırköy galibiyeti ile kapamış ama sporcusu, antrenörü ve yöneticisiyle birlikte, haddinden fazla hırslanmıştık… Çok çalışıp, güçlenip, sürekli galibiyetler alarak, ‘’fair – play’’ ilkeleri doğrultusunda zirveye çıkarak ve şampiyonluklara ambargo koyarak, müsabaka alanlarında cevabımızı verecektik. Bu gencecik ekip kuruluşunun ikinci yılında ‘’İstanbul ikincisi’’ olmayı başarmıştı. Üçüncü sezonu olan 1969 – 1970 sezonunda ise en önemli rakibesi İÜSK’YE bir maç kaybederek İstanbul şampiyonluğunu almakta gecikmedi. Beşiktaş bayan basketbolu müthiş bir atağa kalkmıştı. Dördüncü sezon ile birlikte zirveye öyle bir yerleşti ki, yılların tecrübeli ekibi İÜSK bile Beşiktaş’ımızı zirveden oynatamıyordu. Fehmi Sadıkoğlu’nun genç ama artık deneyimli talebeleri, rakibelerini farklı galibiyetler bir yana 100’ü aşan skorlarla yenmeye başlamışlardı. Üçüncü yıl ile birlikte ‘’ voleybol şubesi kaptanlığı ‘’görevine devam etmekte olan Vala Somalı artık tüm sorumluluğu Fehmi Sadıkoğluna devretmişti. Koç Fehmi Sadıkoğlu yönetimindeki; kaptan Güzin, sema, Nükhet, yona, canan, rozet, elian, perla, hüda, Ülker, lüsette, ayşen ve mehtap’tan oluşan Beşiktaş bayan basketbol takımı sırasıyla: 1969-70, 1970-71, 1971-72, 1972-73, 1973-74, 1974-75 sezonlarında sürekli şampiyon olarak elde ettiği kupalarla, tarihi Beşiktaş Müzesi’nde kendine zengin bir yer edinmişti. Beşiktaş bayan basketbolunun başarıları, 1975-76 sezonundaki bir ‘’ ikincilik’’ten sonra yine zirveye tırmanarak 1982-83 yılına kadar devam etmiştir. Bayan kara kartallar, çetin maçlar sonrasında üst üste 5 şampiyonluk daha elde ederek, İstanbul Ligi’ndeki 12 yıl içinde tam 11 şampiyonluk ve de 1 ikincilik elde ederek, Türk bayanlar Basketbolu’nda az rastlanır bir başarının sahibi olmuşlardı… İlk 15 yılı içinde Beşiktaş bayanlar basketbolu, sezon sonlarında başkent Ankara’da yapılan Türkiye şampiyonası karşılaşmalarında da bir ekol olarak her defasında zirveye oynuyordu. Ama ne yazıktır ki her seferinde en önemli rakibesi yükseliş koleji’ne, daha doğrusu onların 2.05’lik dev oyuncusu Gülseren Gül’e takılıyor ve ikincilikle yetinmek zorunda kalıyordu… Bu şartlar altında 1971-72, 1972-74 ve 1973-74 finallerinde yükseliş Koleji’ne takılmış, üç defa ‘’ Türkiye üçüncüsü’’ olarak bronz madalya ile yetinmiştik. Fuzen Sönmez, Canan İnal, Zeynep Kalkavan, Tülin Artırır, Dünya Olgaç, Neslihan Akkemik, Nil Erayda, Samiye Taşkıran, Ayla Baysal, Gülnur Azrak, Lale Kırlı ve Ayfer İçmener isimli basketbolcu bayanlar, bu dönemin emekçileri sıfatıyla Beşiktaş tarihi’ne adlarını altın harflerle yazdırdılar. 80’li yılların başında, ‘’Türkiye şampiyonası’’ uygulaması yerine ‘’Deplasmanlı Türkiye Ligi’’ şeklinde bir organizasyona geçilmişti.Beşiktaş bayan basketbolu, (A) takımının yanı sıra, genç takım ve yıldız takım kategorisinde de çok iddialı bir çalışma içindeydi. Daha işin başından beri bu kategorilerde de sık sık İstanbul, zaman zaman da Türkiye Birincilikleri’nin müdavimi olmuştu. Alt yapıdan, başta Zeynepgül Onay, Alev Öztürk ve Nil Erayda olmak üzere çok yetenekli, onlu bir grup gelmişti.Fehmi Sadıkoğlu ve yardımcıları Mustafa Gözen ile Metin Kürkçüoğlu antrenör üçlüsünün ellerinde yetişip, şekil alan bu yeni kuşak, deplasmanlı bayanlar basketbol ligi’ne fırtına gibi girmişti. Öncelikle Ankara koleji olmak üzere MTA, DSİ ve yükseliş gibi bu sporun geçmiş yıllardaki şampiyon ekipleri, Beşiktaş’ın bu kadrosu önünde tutunamıyorlardı. Nitekim Zeynepgül’lü, Alev’li, Nil’li, Tülin’li ve Serap’lı Beşiktaş Bayan takımı, 1983-84 ile 1984-85 sezonlarında ‘’Deplasmanlı Türkiye Ligi’nde üst üste iki yıl şampiyon olarak kalitesini ispatlamış oluyordu.1967 ile 1985 yılları arasında 11 defa İstanbul lig şampiyonu, 1 BTGM kupası birincisi, 3 Türkiye ikincisi ve defa da Deplasmanlı Türkiye bayanlar ligi şampiyonu olan Beşiktaş bayan basketbol takımı, bunca başarılarına rağmen bir tek oyuncusunu bile milli takıma yollayamamıştı. Yıllar vardı ki, bayan milli basketbol takımı faaliyetten men edilmişti… Sportif oyunlar, basketbol federasyonu geçmişteki bir ‘’ yönetici - sporcu kızı ilişkisi’’ yüzünden, bayan basketbol milli takımını dağıtmış ve tüm faaliyetleri durdurmuştu. ‘’skandala sebep olan bir sporcu yerine tüm bayana basketbolcuları cezalandırmak, ayrıca bunu ömür boyu sürdürmek kimin tasarrufundaydı anlamak mümkün değildi. Zaten çok zor şartlar altında büyük fedakârlıklar pahasına spor yapan bayan basketbolcuları, milli heyecandan, Ay-yıldızlı formayı giyme şerefinden mahrum etmek, gerçekten başka önemli bir sebebe dayanıyordu. Bir milli takım oluşturulacak olsa ‘’Ay Yıldızlı ilk beşin tamamının Beşiktaşlı oyunculardan teşkil edilmesi gerekecekti. Bundan kaçınmak kamuoyundan büyük tepki alabilirdi. Zira son on yıldan bu yana, siyah beyazlı sporcular bayan basketbolunun ‘’lokomotifiydi’’ Ne yazık ki, basketbol Federasyonu’nu gönül verdikleri kulüplerin ali menfaatleri doğrultusunda yönetenler, bu şerefi Beşiktaş’a vermek istemiyorlardı… Bir taraftan ben diğer taraftan Fehmi Sadıkoğlu ilgililere: ‘’bir bayan milli takımı kurun artık’’ dediğimizde, kendilerinden şu komik cevabı alıyorduk: boy ortalaması düşük bir milli takım ile Avrupa’nın dev cüsseli takımları önünde rezil oluruz. Onlara kız Voleybolu’nun da aynı şartlara yola çıkıp büyük mesafeler kat ettiğini misal olarak gösterdiğimizde yine aynı o cevapla karşılaşıyorduk. Bu sudan sebeplere kargalar bile gülerdi. Vala somalı, Bayan basketboluna çok büyük emekler veren ve bu konuda bir çıkış yolu arayan antrenör Fehmi Sadıkoğlu’na; bir kız milli takımı istiyorsan Galatasaray’ın bayan basketbol takımı’ kurmasını bekleyeceksin der. Ve birkaç yıl içerisinde bu olay gerçekleşir yalnız önemli bir farkla. Beşiktaş’ta yetişmiş Fehmi Sadıkoğlu, daha fazla bekleyememiş olacak ki, Galatasaray’ın bir an önce devreye girmesini sağlamak için, ilk önce kendini sarı-kırmızılı yapmış, arkasından da tüm Beşiktaşlı bayan basketbolcuları Galatasaray’a transfer etmişti. Böylece ‘’kız milli basketbol takımı’’ Avrupa’da rezil oluruz diyenler tarafından birden jet hızıyla kuruluvermişti. Zeynepgül Onay, Nil Erayda, Tülin Artırır, Fügen Kansak, Bercis Gümüşyazıcı, alev parsa gibi katıksız Beşiktaş kökenli yıldız basketbolcular, tabiki milli takıma ilk davet edilenler arasındaydı. Ama bir farkla. Öncelikle Zeynepgül Onay, Alev ve Tülin Artırır Galatasaray adına Ay-Yıldızlı formaya hizmet edeceklerdi.

Türkiye’de Bayan Basketbolu’nu ayakta tutan en önemli armadalardan biri olan Beşiktaş jimnastik Kulübü’nde bayan basketbol takımı ‘’dağıldı ya da dağılmak üzere diye düşünenler kısa zamanda yanıldıklarını anlamakta güçlük çekmediler. Yöneticiler, Türkiye şampiyonu genç kızlar takımını derhal devreye sokmuşlar ve onlara tereddüt bile etmeden (A) takımı formasını giydirerek boşluğa imkân tanımamışlardır.

Beşiktaş kulübü, prensipleri ve amatörlüğe olan inançları doğrultusunda yeni şampiyon bir takım yaratabilmek için, her zaman olduğu gibi alt yapı ağırlıklı bir ekip oluşturma yoluna yönelmişti. 1980’li yıllardan beri sık sık İstanbul birincisi ve Türkiye şampiyonu ya da ikincisi olan bu kategorinin genç kızları, (A) takım’a terfi ettikçe gelecekteki büyük bayanlar şampiyonu olabilecek ‘’ katıksız Beşiktaş Bayan Takımı’nın ideal kadrosu yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı. 90’lı yılların sonuna doğru antrenör Aziz Akkaya yönetimindeki Beşiktaş bayan basketbol takımı henüz şampiyon olamıyordu. Bu arada gizli profesyonelliğin Pençesi’nde kıvranan bazı kulüpler ya takımlarını lağvediyorlar ya da para muslukları kuruduğu için kaçınılmaz bir biçimde, takımı terk eden as oyuncuları yüzünden küme düşüyorlardı. On yıllık bir saltanattan sonra, Galatasaray bayan basketbol takımı çaptan düşünce, onun yerini Fenerbahçe almıştı. Parayı bastırıp, en iyi oyuncuları bünyesinde toplayan sarı-lacivertliler ezeli rakiplerinin yöntemlerini uygulayarak, bu defa da onlar tröst kuruyorlardı. Nitekim 2000’li yılların ilk beş sezonu, sarı lacivertli bayanların başarılarıyla geçerken, onlara yegâne direnen armadanın Beşiktaş olduğu gözlemleniyordu. Artık Sıra Beşiktaşlı kızlarda idi. Alt yapıdan gelen katıksız Beşiktaşlı bayanların ağırlıkta olduğu (A) bayanlar takımına yapıcı ellerini uzatan ve bu kadroya yerli-yabancı transferlerle ‘’ şampiyon ‘’ bir takım yaratan Yıldırım Demirören yönetimi nihayet(20 yıl sonra) Türkiye bayanlar basketbol Şampiyonluğu’nu siyah beyazlı camiaya geri getiriyorlardı. 2004-2005 sezonunda anormal hakem hatalarıyla ‘’ Türkiye kupasını’’ Fenerbahçe’ye kaptıran Beşiktaş bayan basketbol takımı, yıllardır sürüp giden bu çirkin komplolara nihayet ‘’dur’’ demiş ve Mayıs 2005 ayı içinde oynanan Türkiye ligi finalinde ezeli rakibesini farklı mağlup ederek, 20 yıl gecikmelide olsa mutlu sona ulaşmıştır. Ayrıca Ekim 2006'da 14. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında ezeli rakibesi Fenerbahçe'yi 79-72 mağlup ederek ilk kez bu kupayı müzemize kazandırmışlardır.

 

KAYNAK: VALA SOMALI ARŞİV